Mezarsız Ölüler


imageGeçen sene ummadığım bir şekilde elime geçen biletler sayesinde ODTÜ KKM’de izlemiştim “Mezarsız Ölüler”i. Konusuna, oyuncularına, yönetmenine hiç bakmadan sadece Jean Paul Sartre’ın henüz hiç okumamış olduğum eseri olduğunu bilerek gitmiştim. Bu kadar etkilenmeyi hiç beklemiyordum. Oyun başlar başlamaz çocuklarını da getirmiş aileler çıktılar salondan. Zira oyun, bir morgda başlıyor. Rahatsızlık verici su damlama sesi ile sahnedeki morgu izliyorsunuz bir süre ki bu da oyunun size yaşatacağı rahatsızlığın başlangıcı oluyor. Öyle bir ortam, dekor vardı ki içinizin ürpermemesi mümkün değil. 80 dakikalık oyun boyunca, morg çekmecelerinin içinden çıkan oyuncuların diyalogları ve ardından kan dondurucu işkence sahneleri ile ölüme giden yolda, direnişçilerin tüm serüvenine şahit oluyorsunuz .

Jean Paul Sartre’ın 1946 yılında yazmış olduğu orijinal adı “Morts sans sépulture” olan “Mezarsız Ölüler” yapılabilecek en kısa özetle; direniş savaşçılarının inandıkları ideal uğruna ölüme gidişlerini, yaşadıkları fiziksel, ruhsal işkenceyi anlatıyor. Erdal Beşikçioğlu’nun yönetmenliğini, Elvin Beşikçioğlu’nun yardımcı yönetmenliğini üstlendiği oyun 24-25 Kasım’da Tatbikat İstanbul sahnesinde yeniden gösteri alacak. Oyuncu kadrosunu Elvin Beşikçioğlu, Fatih Artman, Berkan Şal, Ayça Eren ile Ali Yoğurtçuoğlu, Adem Aydil, Aytek Şayan, Baran Eraslan’ın oluşturduğu oyunda, Erdal Beşikçioğlu da oyuncu olarak yer alıyor. Sizi tamamen içine alan, tüylerinizi diken diken eden, istemeden de olsa sahnedeki işkenceleri yaşatan, mükemmel oyunculuk! Varoluş felsefesinin babası Sartre dibine kadar sorgulatmış ve bu da oyuna fazlaca yansımış. Aynı durumda olsam ne yapardım sorusu beynimde yankılanıp durdu oyun boyunca.

(Oyunu muhtelif yerlerde izleyenler tarafından ses sisteminde sıkıntılar yaşandığı konusunda eleştiriler yapılmış, ben bunu fark edemedim ama izleyecekseniz ve bu konuda fazla hassas iseniz bunu da göz önünde bulundurun derim.)

imageOyun, bir kabustan uyanmak ama anlayamamak gibi… Öyle bir anda bitiveriyor ve siz içinizdeki acı ve iç sıkıntısıyla baş başa kalıyorsunuz.
Konuşasınız, yorum yapasınız gelmiyor hiçbir şekilde. Beni bıraksalar orada öylece oturup insanlığa ağlardım… O kadar çok kasılmıştım ki oyun bittiğinde vücudumun ve çenemin ağrıdığını hissettim. Bu da oyunun yönetmeni Erdal Beşikçioğlu ve oyuncuların başarısı aslında. Beşikçioğlu, oyunu sahneleme nedenini “Seyirciyi yaralamak, seyircinin kendine itiraf etme duygusunu ortaya çıkarmak gerekiyor. Biz seyirci bu oyunu izlediğinde yaralansın istedik.” şeklinde açıklamış bir röportajında. Tıpkı oyunun yazarı Sartre’nın amaçladığı gibi… Yaralamak ve sorgulatmak! Yaralanmak istemiyorsanız, kan tutuyorsa, dayanamam diyorsanız hiç izlemeyin derim ama hayatınızda bir kez böylesine bir işkenceye tahammül etmek, yaralanmak, size pek çok şey katacaktır eminim.

(P.S: Resimler www.tatbikatsahnesi.com adresinden alınmıştır.)

Woman!nTouch

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir