İşte İnsan, Michael Moorcock

H.G. Wells’in “Zaman Makinesi” kitabını okuduktan sonra aynı yıl içinde ikinci bir zaman makinesi temalı kitap okumayı düşünmüyordum, ta ki birkaç hafta önce İthakı Yayınları’nın Bilimkurgu Klasikleri kapsamında ilk kez Türkçe’ye çevirdiği “İşte İnsan” (Behold the Man) kitabını elime alana kadar. Kitabın arka kapağını okuduktan sonra sıradan bir bilimkurgudan ziyade içinde birçok teolojik unsurun olacağını tahmin ettiğim ancak bu unsurların nasıl kullanıldıklarını ziyadesiyle merak ettiğim için kitabın sayfalarını çevirmeye başladım.

Öncelikle kitabı bilim kurgu sınıflandırmasında değerlendirmenin mantıklı olmadığını belirtmek gerekir, nitekim zaman makinesi ve bilim kurgu kategorisine girebilecek birçok unsur beş sayfayı geçmeyecek uzunlukta. Sonrası psikolojik, sosyolojik ve teolojik unsurlar etrafında dönüyor ve karşımıza herhangi bir bilim kurgu teması çıkmıyor.  Kitabın edebi yönü çok güçlü olmasa da farklı disiplinleri bir araya getiren sürükleyici bir kısa roman olduğunu söylemek mümkün.

Kitabın baş karakteri olan Karl Glogauer, yakın zamanda tanıştığı bir bilim adamı sayesinde zamanda ilk ve son yolculuğunu yapıyor. Karl’ın küçüklüğünden beri din ile ilgili cevaplayamadığı soruları olduğunu çocukluğuna ilişkin hatıralarını okurken anlayabiliyoruz. Öte yandan haç simgesine olan takıntısı, hatta ergenliğinden beri bu simgenin cinselliğine konu olması cevaplanmayan sorulardan ziyade çözülmemiş sorunları olduğunu işaret ediyor. Karakterin bu yönlerini okudukça zaman makinesi ile gitmek istediği tarihin İsa peygamber’in son ayları olmasını yadırgamak pek mümkün olmuyor.

Karl’ın, psikoloji ve priskiyatriye olan takıntılı ilgisi ve uzun bir dönem birlikte olduğu, kendisinden on yaş büyük kız arkadaşı Monica’nın psikiyatrist olması itibariyle aralarında geçen diyalogların neredeyse tamamının bu çerçevede döndüğünü söylemek mümkün. Kavgalarında, sevişmelerinde, birbirlerini yargıladıkları, alay ettikleri anlarda bile söylemler benzer terminolojiler etrafında dönüyor.

Karl’ın yaptığı zaman yolculuğu sonunda zaman makinesinin kullanılamayacak duruma gelmesi ile birlikte dönüşü olmayan bir yola girildiğini anlıyoruz. İşte bu noktadan itibaren bilim kurgu unsurlarına bir daha rastlama şansımız olmuyor. İsa peygamber’in bir mit olup olmadığını öğrenme niyetiyle M.S 28 yılına giden Karl, yolculuğuna İsa’yı bulmak üzere devam ediyor ve bu süre boyunca tarihte bir değişiklik yaratabilecek hareketlerden uzak kalmaya çalışıyor. Hikayenin ilginç yanı, tarihte adı geçen İsa Peygamber ile o tarih, mekan ve ailede yaşayan İsa’nın birbirindan tamamen farklı olması. Karl’a büyük bir hayal kırıklığı yaşatan İsa, peygamber olmak bir yana tek başına hayatta kalabilecek zihinsel ve fiziksel yeterliliğe sahip olmayan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.

Bu hayal kırıklığı ile birlikte İsa peygamber’in bir mit değil tarihte geçen olaylarla birlikte gerçek olmasını obsesif bir biçimde isteyen Karl, gerçekliği kendi yaratmaya çok da bilinçli olmayan bir biçimde karar veriyor ve bu karar ile farkında olmadan o zamanın bir parçası gibi davranmaya ve düşünmeye başlıyor, benliğini yavaş yavaş kaybediyor.

Bilim kurgu beklentinizi kesinlike karşılamayacak ancak farklı disiplinlerdeki öğelerin biraraya getirildiği ilginç bir kitap olan “İşte İnsan” bence okumaya değer.      

Şimdiden iyi okumalar…

KeyifleKeşfet

Kitap Adı: İşte İnsan

Kitap Yazarı: Michael Moorcock

Çeviren: Barış Tanyeri

Yayın Evi: İthaki Yayınları

İlk Basım yılı: 2018

Sayfa Sayısı: 169

Good Reads Puanı: 3,78

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir