The Good Wife

The Good Wife

good_wife_ver2_xlg

Amerika CBS Prime Time dizisi, The Good Wife, ilk yayınlandığı sıralar fazla reyting alamadığı gibi bir dedikodu vardı ancak dizi şuanda 6.sezonda ve şahsen ben izlemeyi bırakamıyorum. Dizinin adı ilk bakışta rahatsız edici, Türkçeye çevrildiğinde “iyi eş” anlamına geliyor. Diziyi internetten arattığınızda karşınıza Julianna Margulies’in yüzü çıkıyor ve baktığınızda sanki kocalarına iyi eş olmuş Amerikan yüksek sosyetesi kadınlarının hayatı ya da ne bileyim sporcu eşlerinin skandallarla dolu hayatı anlatılacakmış gibi duruyor. Ama dizinin herhangi bir bölümünü izlediğimde hem yanıldığımı anladım, hem de Good Wife isminin ne kadar mantıklı ve bilinçli bir tercih olduğunu anladım.

Aslında zevklerine güvendiğim birkaç arkadaşım bana bu diziyi tavsiye etmişti ama ben her seferinde “Bu aralar vaktim yok, bir ara izlerim” gibi bahanelerle geçiştirmiştim… Ta ki televizyonda tesadüfen bir bölümüne denk gelene kadar. Sanırım 3. Sezondan bir bölümdü, tam hangi bölüm hatırlamıyorum ama dizi de “Occupy Wall Street” protestolarından bahsediliyordu. Occupy Wall Street’i bilirsiniz, bizimde Türkiye’de yaşadığımız “Gezi Parkı” olaylarına benzer ve 17 Eylül 2011’de Amerika’daki sosyal adaletsizliği ve büyük şirketlerin Amerikan hükümeti üzerindeki etkisini protesto amacıyla başlatılan, tamamen barışçıl eylemlerdir. Her ne kadar protestoya oldukça geniş bir halk kitlesi katılmış ise de tıpkı Gezi Parkında olduğu gibi bu eylemlerde de eylemcilerin naif amaçları kötü şekilde yorumlanmış, medya bu eylemi olduğundan farklı gösterme çabasına girmiş ve büyük medya kuruluşları bu eylemlere haberlerde yer vermemeyi tercih etmişler. Polis, şiddet ve biber gazı gibi etkenlerden bahsetmeye gerek yok sanırım… İşte tam da bu bölümden sonra açtım diziyi en baştan izlemeye başladım.

Dizinin başrolünde ER isimli zamanın popüler dizisinden tanıyabileceğiniz Julianna Margulies (Alicia Fllorick) var. Kendisi, good wife yani iyi eş. Kocası ise Cook County bölgesi, Bölge Savcısı (State Attorney) ve  Sex and the City dizisinden tanıdığımız Mr. Big (Peter Florrick). Alicia, Amerika’daki en iyi hukuk fakültelerinden birinden okul birincisi olarak mezun olmuş, avukat ünvanını almış ancak Peter ile evlenip bir de iki çocuk yapınca, hukuk ile tüm ilgisini kesmiş, güzel bir evde yaşayan mutlu bir ev kadını.

Ancak bu mutlu ve sakin hayat Peter’ın yolsuzluk yapmakla suçlanması ve aynı zamanda karısını bir hayat kadınıyla aldatışının orataya çıkışıyla sona eriyor. Bu ilişkiye ait videolar internette yayılmaya ve televizyon programlarında gösterilmeye başlıyor. Alicia ise tüm olanlara rağmen kocasının yanında kalıyor ve ona destek oluyor. Başlarda Alicia’nın bu tutumdan hoşlanmayan izleyiciler olabilir. Acele etmeyin çünkü sonrasında bir şekilde hak vermeye başlıyorsunuz. Peter hapse girince Alicia, bir hukuk bürosunda eski bir arkadaşı vasıtasıyla (Will Gardner) jr. Associate olarak işe başlıyor. 15 yıldır avukatlık yapmamış, tecrübesi yok, Amerikan suburblarında bir bakıma gerçek hayattan soyut olarak yaşamış ama artık yapacak bir şey yok kocasının mahkeme masrafları ve çocukların masrafları derken sıfırdan başlıyor hayatına. Bir şekilde kendini ve çocuklarını korumaya çalışırken, sürekli maruz kaldığı, kendisini yargılayan ya da ona acıyan bakışlar her gittiği yerde karşısına çıkıyor.

cast

Alicia başlarda idealisttir. Avukatların ve politikacıların pragmatik dünyasına uyum sağlamakta zorlanır. Alicia idealizmin simgesi bir karakterdir adeta, ki dizideki kadın karakterlerin idealist, erkek karakterlerin ise pragmatik olması da ilginç. Güzel haber, 1. Sezondan 6. Sezona kadar olan süreçte idealist, iyi eş Alicia’nın değişimini izliyoruz. İdealizmin çöküşü ve pragmatizmin zaferi… Kocasından boşanmamasının nedeni artık çocuklarını korumak değildir. Peter’ın politik kimliğinin kendi işine yaradığını ve bir şekilde onu daha güçlü yaptığını fark eder. Başlarda sadece hayatını yoluna koymak için dönmüş olduğu mesleğinde başarı elde ettikçe daha fazlasını isteyen Alicia, kendi avukatlık ofisini açar ve sonrasında karşımızda yeni Bölge savcısı Alicia’yı görürüz.

​Dizideki aşk, ihtiras, komploları tamamen es geçiyorum. Bunlar her dizide olabilir. Bu dizide iki şey hoşuma gitti. Birincisi, Amerikan hukuk sistemi ve politikasındaki yozlaşmışlığı ortaya seriyor olması. İnsanların hukuka nasıl kendi çıkarlarına uygun olarak yön verebildiği ya da buna çabaladıkları, çıkar ve güç savaşları… Ancak bu yorumu yaparken, yaşadığımız ülke ile kıyaslamıyorum tabi. Zira, ne olursa olsun oldukça demokratik bir ortam var ki durumu gösteren ve eleştirebilen bir çok dizi yayınlanabiliyor. Bir diğeri ise sürekli değişik davaların karşımıza çıkıyor olması. Ferguson olayına benzer bir dava ilk aklıma gelen şimdi… Michael Brown gibi silahsız siyahi bir kişinin polis tarafından vurulması olayı ve bu durumu araştıran komisyonun, olayın üzerini örtebilmek adına yaptıkları… Dizinin bu bölümü, Ferguson olayından önce çekilmiş, ilginç biçimde… Şunu da belirtmeden geçmek büyük haksızlık olur, dizide hem ABD yargı sistemi hem de davaların ele alınış biçimleri açısından güzel tespitlerde bulunuluyor. Ne kadar gerçekçi olduğunu bilemem elbette ancak yargılamaların ve özellikle duruşmaların tiyatral şekilde ve abartılı olarak yansıtılmadığını söyleyebilirim.

Diziye bağlanmamı sağlayan ikinci etken ise, yukarıda da bahsettiğim, Alicia’nın değişimine tanık olmak oldu. Nitekim neredeyse her bölümde Alicia’nın kendi yargıları ve sisteme adapte olabilmek için yapması gereken seçimler arasında kaldığını görebiliyoruz. 6. Sezonun son yayınlanan bölümünden sonra ise dizi artık farklı bir boyuta geçti. Bundan sonra artık Alicia’nın politik sisteme nasıl adapte olacağını ve bu sistemde hayatta kalıp kalmayacağını izleyeceğiz. Yeni bölümleri bekliyorum büyük bir merakla.

Oldukça keyifli ve dolu dolu bir dizi. Vaktiniz varsa izleyin derim.

Woman!nTouch

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir