80’lerde Lubunya Olmak

 

Türkiye’de LGBT bireylerin tarihine ilişkin yeterli kaynak olmaması, LGBT bireylerin Türkiye’nin siyasi tarihiyle de ilgili olarak maruz kaldıkları ayrımcılık ve hak ihlallerini anlatmak ve 12 Eylül döneminde LGBT bireyleri penceresinden de ışık tutmak amacıyla hareket eden İzmir Pembe Siyah Üçgen Derneği, 2012 yılında bu kitabı yayınlıyor. Kitapta 80 ler ve darbe dönemi lubunya bireyler gözünden anlatılıyor. Kitap, aslında dernek tarafından hazırlanan “sözlü tarih” dizisinin ilk halkasını oluşturuyor. Serinin ikinci kitabı, “90’larda lubunya olmak”, 2013 şubatta yayınlanmış, “2000’lerde lubunya olmak” olan son kitap da hazırlık aşamasındaymış.

 

image

Lubunya; feminen görünümlü eşcinsel erkek ya da transeksüel kadınlar için kullanılan terim. Lubunya dili ise LGBT jargonu olarak tanımlanıyor. Etimolojik olarak bakıldığında Romanca, Arapça, Yunanca, Ermenice ve Fransızca kelimeleri içinde harmanlamış olan, yaklaşık 400 kelimeden oluşan bir dil. Bu dilin özellikle cumhuriyet öncesi dönemde, 17. ve 18. yüzyıllar arasında köçekler ve tellaklar tarafından kullanıldığı ve geliştirildiği söyleniyor. Bu dönemde özellikle kamusal alan ve özel konuşmalarda, cinsel kimliklerini gizli tutmak isteyen lubunyalar, diğer insanlar anlamadan anlaşabilmek adına kendilerine özel bir dil oluşturuyorlar. Lubunca, cumhuriyet sonrası dönemde de gizliliklerini korumak isteyen lubunyalarca kullanılmaya devam etmiş ve halen çoğu LGBT’nin konuştuğu bir dil, jargon olarak varlığı sürdürmekte. Manti: genç, hoş çocuk; Gullüm: eğlence, şamata; Laço: maskülen tavırlı, genelde aktif gay ya da straight erkek; Biseksüel: hem aktif hem pasif olabilen erkek; Piyiz: içki; Puri: yaşını başını almış, ihtiyar denebilecek gay…

Kitapta 80 dönemini yaşamış,  günümüzde 40-50 yaş aralığında olan 9 lubunyanın monolog şeklinde anlatımları yer alıyor. Bu anlatımlarda, lubunca kelimelere de yer verilmiş zira anlatıcılardan her biri lubunya. Profesyonel bir anlatım beklemeyin. Konu bazen dağılmış, oradan oraya geçişler olmuş, ama önemli olan içlerinden geldiği gibi yaşadıklarını, gerçekleri anlatmış olmaları… Zaten en acıtanı da bu. Gerçek olmaları… 12 Eylül öncesi ve sonrası dönemini ve bu dönemde lubunyaların yaşadıklarını, Ahu, Belgin, Bennu, Cansel, Demet, Deniz, Filiz, N.K. ve Özlem’den dinliyorsunuz bu kez . Sağ, sol bir gruba üye olmayan, ama farklı oldukları için toplumdan en çok dışlanan, “genel ahlak” dışına itilen, gerçek anlamda birbirlerinden, lubunyalardan başka kimsesi olmayan insanlardan…image

Haksızlığa taa en başında uğramışlar aslında. Kadın olarak değil, yanlış vücutta dünyaya geldiği için isyan eden bireyler var karşımızda. Hayal ürünü değil yaşadıkları. Gerçek! Doğdukları günden başlayarak neler yaşadıklarını, nasıl ailelerden geldiklerini, kendilerini nasıl fark ettiklerini ve başlı başına travesti, transeksüel, eşcinsel olmanın zorluğunu, özelliklede 80 döneminde yaşadıklarını kendi cümleleriyle anlatıyorlar.

Kitapta her bir lubunyanın ayrı bir anısı var yaşadığı işkenceyle ilgili, mesela memleketine göre sopa atarlarmış. Polis soruyor, Nerelisin? İstanbulluyum. Plakası 34, o zaman 34 kere sopa yiyeceksin. Demet anlatıyor, “saç kesimi falan çoktu, bir de şalvar giydiriliyordu, içine kedi konuluyordu, kediye vurulunca kedi de can havliyle senin bacağını tırmalıyordu. Ben 3 defa falakaya yattım.; 20 defa ince, 20 defa kalın sopa yedim. Artık ciyak ciyak bağırıyordum. Beynime kan gidiyordu. Ondan sonra soğuk suyun üzerinde zıplatıyor, yere su döküyorlardı.”

image“Seksenlerde Bülent Ersoy’a sahneye çıkma yasağı getirildi. Sadece Bülent Ersoy’a değil, o dönemde bir sürü feminen eşcinsel ve travestiye de sahneye çıkma yasağı getirildi. Sahne yasakları 10 yıl kadar sürdü. Şarkıcılık yapan çok sayıda eşcinsel ve transseksüel tek bir emirle işsizliğe mahkûm edildi, birçoğu seks işçiliği yapmak zorunda kaldı. Cinsiyet düzeltme ameliyatları iptal edildi, yasaklandı. Yasaktan kısa bir süre önce ameliyat olanlar kimliklerini 10 yıl sonra alabildiler.

Belgin:

“Bindim otobüse muavin, kaptan beni kullana kullana getirdiler. Harem’de indim. dedim “istanbul’a geldik mi?”, “İşte burası İstanbul” Harem’deyiz. Ne köprü var, ne bi şey var. 1968 ve İstanbul. Yandan çarklı vapurlar vardı, onu gördüm. Neyse indim. İstanbul neresi? Karşı diyorlar. E burası da İstanbul. Burası diyorlar Anadolu yakası. nasıl oluyor, iki tane mi İstanbul, diyorum. İstanbul kocaman. Beyoğlu nerede? Karşıda… E karşıya nasıl geçeceğim? “Buradan vapura bineceksin, vapurla Eminönü’ne gideceksin” dediler. Kafam almadı. Orada biraz eğlendim, dolandım. Cepte para yok, bir şey yok. Sadece, seni sikmesini öğretmişler insanlara. Ha, bu ne mi demek? Kimse karşılıksız hiçbir şey vermedi demek. Yani o Nubar Terziyanlar, tonton babalar hep yeşilçam sinemasında. Hulusi Kentmenler sadece yeşilçam sinemasında birer karakterler. Aslında hiç gerçeği oynamıyorlar. İnsana sadece umut veriyorlar. İyi kalpli amcalar, dedeler olarak verildiler Türk halkına. Ben çok öyle amcalar gördüm, tonton amcalar gördüm. Hep Hulusi Kentmen gibi, Nubar Terziyan gibi zannettim hepsini ama hepsi üzerimden geçti ve bunların hepsi de namuslu, şerefli, “ahlaklı” dediğimiz kişilerdi. Ben hep “ahlaklı” kişilerle yattım. Hayatım boyunca hiç “ahlaksız” bir insanla yatmadım. Hepsi “ahlaklıydı”. Kendine göre… bi tane ahlaksız biriyle yatsaydım. Oh be diyecektim. Nihayet bir “ahlaksız”la yattım. Rekorumun rekorunu kıracaktım. yok… Hepsi “ahlaklıydı”.

Bir sefer, sene 1977-78, biz 35 trans Sansaryan Han’ın altını üstüne getirdik… Zincir oluşturduk, en üst çatı katına çıktık, kubbenin olduğu yere…O arada dosyaları konulduğu demir dolapları fark ettik, üzerinde kilitler var. Dedik ‘Bu dolapların içinde ne var, bu kilitler ne?’ ‘Orada’ dediler ‘teröristler var’. Dedik, ‘Açın bunları!’ Sadece bir delik, böyle sigara girecek kadar bir delik var. Açtırdık. Her açtırdığımız kapıdan adamlar çıkıyor. Adamlar ne oturabilir, ne yan durabilirler orada, ayaktalar hep… Kimi haftalardır oradaymış, kimisi aylardır. Telefon numaraları verdiler, ‘Aileme bildirin burada olduğumu’ diye. Biz kalem aradık, göz kalemlerimizle yazdık ellerimize, birazcık hava aldırttık, su verdik onlara. Ne yaptılar, teröristler mi, değiller mi, Dev Sol mu, anarşist mi hiçbir şey diyemem, bilemem. Bizim için o an oradaki bir insandı. Çünkü aynı acıyı çekmiştik biz de…”

“O zamanki lubunyalara, yakalanan geylerin kollarına mühür vururlardı. Her bölge aynıdır, Ege, Marmara, İç Anadolu… Damgalanan beş yıl o bölgeye giremez artık, damgaları vardır.”

Şehir plakasına göre sopa, vajinanın kaç santim olduğuna göre ayrım ve işkence, tecrit, aşağılama, ve sonra bu muamelelerde bulunduğun insanları ahlaksız olarak yaftalayıp, kendini kahraman ilan etme.image

“Genel ahlak” dışında kalan insanlara uygulanan baskının en içten şekilde dile getirildiği, bu sözlü tarih kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Bizim gibi gözükmeyen, bizim gibi olmayanı anormal; kendimizi ahlaklı gördüğümüz küçük dünyamızdan sıyrılabilmek, empati kurabilmek adına.. Ayyy ben travestileri çok severim; gayler çok tatlı olur gibi sığ cümleler kurmamak adına.. Son olarak 80’ler dönemine bir de lubunyaların gözünden bakabilmek adına…

image

Woman!nTouch

Kitap Künye:

imageKitap adı: 80’lerde Labunya olmak

Yazar: Erdem Gürsu

Yayın evi: Siyah Pembe Üçgen

Basım yılı: 2012

Sayfa Sayısı: 216

Goodreads Puanı: 5,0

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir